tekniktanker, kamyonum
24 Eylül 2017 Pazar
Reklam Arşiv İletişim Abonelik Künye RSS
Advertisement
ANA SAYFA FOTO GALERİ VİDEO GALERİ YAZARLAR DİKKAT!TEST SÜRÜŞÜDOSYAYAKIN PLANTESLİMAT
Menü Arama
DAF, XF, kamyonum dergisi,
schmitz, kamyonum, mytruck
Gebze-Bursa Otoyolu Trafiğe Kapatılacak
Gebze-Bursa Otoyolu Trafiğe Kapatılacak
Eichenlaub, Kögel treylerleri teslim aldı
Eichenlaub, Kögel treylerleri teslim aldı
Alkollü Araç Kullanımı Tarihe Karışacak!
Alkollü Araç Kullanımı Tarihe Karışacak!
Hayvana Saygı Ekonomiye Katkı
Hayvana Saygı Ekonomiye Katkı
   
  Pınar TOK pinartok@hotmail.com  
BİR AT BİR BIÇAK, İŞTE SANA GERÇEK HAYAT
8 Eylül 2017 Cuma

“Ne kervan kaldı ne at, hepsi silinip gitti, iyi insanlar iyi atlara binip gitti” demiş olsa da Necip Fazıl Kısakürek, hala iyi olma şansın var derim ben. Ben senin en derinlerini hissedebilirim. Seni ruhen, fiziken tedavi edebilirim. Hiç düzelmeyecek sandığın acılarına merhem olabilirim. 

Ritmik yürüme biçimim, senin bu yürüyüşe sürekli uyum sağlamanı gerektirir. Böylece değişik kas grupların, özellikle de pelvik kasların ve duruş kasların, çalışır. Zamanla, dik durmak senin için eziyetten ziyade alışkanlık haline gelir. Ben hızlandıkça senin farklı kas grupların da (kuadriseps ve diz ardı kirişi gibi) yoğun bir şekilde çalışır.

Koordinasyon, refleks ve motor sinir sistemi gelişimindeki etkim bilimsel olarak kanıtlandığı için bana tüm kalbinle güvenebilirsin… Bu bir egzersiz olsa da, bir eğlence olarak algılanır senin tarafından ve bu nedenle eğlence süren ne kadar uzarsa, egzersize bağlı kas gelişimin de o kadar artar. Düzenli şekilde benimle spor yaparsan, çevrene karşı farkındalığın gelişir, uyanık olur ve acil durumlarla çok daha iyi bir şekilde baş edersin.

Etrafındaki kimsenin  seni anlamadığını düşünebilirsin ama bir bakışın bana tüm yaralarını anlatabilir. Bırak seni tedavi edeyim, en iyi arkadaşın ben olayım..." der yazımın baş kahramanı AT :)

Hayat insanı yormaz, insanı insanlar yorar. Hayat topraktır! Kuyuyu insanlar kazar... Topraktan geldik ama şehirlerde özümüzü unuttuk. Nefes almayı, yeşili, doğayı terapilere bıraktık...

Bu kahramanları hayatının tam ortasına koyarak ailesiyle birlikte huzurlu bir yaşam alanı oluşturmuş çok renkli başka bir kahramanla tanıştırmak istiyorum seni. Kahraman diyorum çünkü günümüzde çoğumuzun yapmak istediği ama alışkanlıklarının esiri olduğu için bir türlü yapamadığı şeyleri yapmış olan biri kendisi.

Şehrin gürültüsü ve karmaşasından uzaklaşmak, köklerine daha yakın olmak ve çocuklarını doğal ve gerçek bir hayatta yetiştirmek adına eşiyle birlikte cesur kararlar alarak kendi cennetlerini yaratmışlar...

Gelin bu cenneti birlikte ziyaret edelim ve bu güzel aile orada nasıl yaşıyor öğrenelim...

 "Bir atın, bir bıçağın varsa her koşulda her yerde yaşayabilirsin" diyen Murat Tekin ile sohbetime hoş geldin...

Pınar: Sizi tanıyabilir miyiz?

Murat: 1969 Çanakkale, Çan doğumluyum. Çanakkaleliyim ama esas köken Biga. 1989’da Eskişehir Güzel Sanatlar Fakültesi'ne gittim, Grafik Sanatlar okumaya. Aralarında Beyazın da olduğu (Beyazıt Öztürk) dört arkadaş ev tuttuk. Güzel, eğleceli ve verimli yıllardı.  Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünde okuyan hayatımın insanı (şairin dediği gibi 'bir eşi olmalı insanın ...') eşim Gaye ile tanıştık. Okul bitince birlikte İstanbul'a (Eşim İstanbullu) yerleştik. Nişanlandık ve birlikte reklam ajansı kurduk. İki yıl sonra kapattık ve evlendik. Değişik ajanslarda ve kendi ajanslarımda birçok başarılı reklam kampanyasına imza attım.

Pınar: Kolay bir iş değil sektör olarak da…

Murat: Meslek prensibim olan 'Para hiçbir şey, Fikir her şey' düşüncesiyle iş yaptığınız zaman beyin çok yoruluyor. Dolayısıyla ciddi yoruldum. Ve 3 dakikada verdiğim bir kararla ve tabiki eşimin onayı ile Kilyos’a taşındık. Hatta o dönemde kızımız Hare ilkokula başlayacaktı, köy ilkokuluna verdim. Oğlum da kızım da köy ilkokulundan mezun oldular. Kilyos' ta iki dönüm bahçeli bir evimiz ve bir sürü hayvanımız vardı.

Ve bir gün uzun zamandır istediğim bir at aldım kendime. Arkadaşım ve dostum Hakan'la bahçeye bir günde iki ahır yaptık. Sonra küçük bir at da oğluma aldım. Sonra Hakan'a bir at, üç at, dört at derken… baktım bu iki dönüm yerde olmuyor. Sonra Hakan'ın 12 dönüm arazisini kiraladım. Bir buçuk iki sene içerisinde 25 atlı bir tesis oldu. Baya bir tesis oldu yani:) Yani bir nevi ikinci bir hayat ama amacımız hiçbir zaman para kazanmak değil, sadece o döngüyü sağlayabilmek. Onu da gayet güzel keyifle yapıyorduk. Bir gün bir telefon... burada (Çanakkale’de) büyük abim vardı benim 49 yaşında (Faruk Tekin). Kalp krizinden bir anda vefat etti. Hatta kızımın doğum günüydü 13 Ocak 2013’ de. Ondan üç sene önce de babam ölmüştü kalpten…

Pınar: Başınız sağ olsun.

Murat: Teşekkür ederim... İşte o telefonla birlikte bizim hayatımız değişti. Cenazeye geldik, defnettik falan filan. Baktım ki bize bir görev düşmüş. Buraya taşınma görevi. Çünkü bir abim (O da Çan'da oturuyor) ve annem dışında kimse kalmadı. Biz dedik taşınıyoruz buraya. İki ay içerisinde de taşınmıştık. Bütün ev, çiftlik ve 16 at.

Yani bir beklentiyle "gidelim oraya, çiftlik kuralım" diye bir hayalimiz de yok. Çünkü orada durumumuz gayet güzeldi. Haa bu 25-30 sene zarfında her gün gelmek istiyor insan, memleketine dönmek istiyor ama öyle bir şey olmadı.

Neyse, geldik işte... istedim ki kimsenin rahatsız etmediği bir yerde ben bu hayatıma devam edeyim. Yani bir çiftlik yapayım da şöyle olsun, böyle olsun değil...

Pınar: Burayı bilen çok az kişi var. Siz nereden buldunuz?

Murat: Buldum işte arayınca buluyor insan :)

Kendime bir hedef çizdim. Hatta Google Earth’den çizdim. Oklar koydum 15 km. merkeze. Çok yer aradım. Yaklaşık bir ay gezmediğim yer kalmadı. Sonra aklıma vefat eden abimin üç sene önce, karlı bir günde, beni arazi aracıyla götürdüğü köy aklıma geldi. Bu köy sizin de dediğiniz gibi, çok da bilinmeyen bir köy. Radar tepesi denir buraya, güzel bir manzarası vardır. Radar’dan sonra kimse geçmez. Herkes bu tepeye belli bir yere kadar gelir ve belli bir yerden geri dönerler. İlk başta, yer bulamamıştım. Evde oturuyordum bir gün ve az önce bahsettiğim gibi üç sene öncesi aklıma geldi. Evde dayım da var o anda. 'Ya' dedim ‘Dayı şurada ilerde bir köy vardı, askeriyenin orda ama yolunu bulabilir miyiz?’

"Gel bakalım gidelim" dedi.

Geldik, baktım işte ‘Selamın Aleyküm’, ‘Aleykül selam’. Zaten üç hane var, toplam dokuz kişiler. Yaş ortalaması 70-80. Ben dedim ‘Yer arıyorum’. Baktığımız yerler hisseli tapu olduğu, bir sürü karışanı olduğu ve bir de terk edilen bir köy olduğu için bir ay geldim gittim buraya. Her gün gide gele, en son işte burası oldu. Tek tapuydu çünkü. Tamam dedim. Hemen yolunu, elektriğini, suyunu, çadırını kurdum. Tırları (tırları diyorum çünkü iki büyük tır, dört kamyon; bir de at kamyonu vardı, atları özel taşımak için...) ayarladık. Baya yoğun bir lojistik çalışma oldu ve bir haftalık bir taşınma süreci oldu.

Pınar: Buraya geldiğinizde işe ilk nereden başladınız?

Murat: İlk geldiğimde hiçbir şey yoktu tabi burada. Her yer taş, çalı çırpı. Köşeye bir çadır kurdum. Hayvanların ilk çadırı vardı orada. Girişin sol tarafında, çamın altına bir masa koydum, hatta şu an oturduğumuz masaydı... Oraya sandalyemsi, taştan bir şey yaptım. Çaydanlığımı koydum ve ilk oradan başladık Bismillah diye.

Ondan sonra "hadi bakalım orayı yapalım, burayı yapalım, işte şuraya bir kümes yapalım" dedik ama işte kafa öyle bir işliyor ki, ilk geldiğimde bile bundan üç sene sonrasında neyin nerede olacağı kafamdaydı. Yani nasıl bir şey olacağı...

Pınar: Bu reklamcılık mesleğinizden de kalma bir şey diye düşünüyorum:)

Murat: :) Her halde ondan, kesinlikle etkisi vardır. Yani tuvaletin yeri, kafeteryanın yeri, akacak derenin yeri belliydi, hayvanların yeri, manej belliydi at koşturacak yer belliydi… Şimdi adım adım ilerliyoruz.

BEN BURAYI CANLI BİR TABLO OLARAK GÖRÜYORUM...

...diyorum ki burası benim tablom (sohbetimiz esnasında öğreniyorum ki, ilkokuldan bu yana resim yapıyor, İlk ve orta öğrenim sırasında birkaç karma sergiye katılmış ve resim konusunda birkaç ödül almış). Biliyorum kafamdaki şeyi. Tablonun genelini görüyorum. Adım adım onu işliyoruz. Çoğu şey de doğaçlama gidiyor.

Pınar: Burası gerçekten çok güzel. Hem ailenizle yaşadığınız, hem de bu güzellikten insanlar da yararlansın istediğiniz bir mekan. Nasıl bir iş bölümü var aranızda?

Murat: Çok teşekkürler sevgili Pınar. Şöyle ki, ilk önce AT ve Doğal Yaşam. Bu bağlamda eşim Gaye ile 'nedir eksik, nedir çözüm' diye düşünüp hallederiz ve herkes en iyi yaptığı işe sahip çıkar. Mesela ben kafeteryaya hiç karışmam, tamamen Gaye halleder.

Cumartesi ve Pazar günleri rezervasyonlu kahvaltılar veriyoruz, hepsi doğal çoğu kendi ürettiğimiz ürünler. Özel kendimiz hazırlıyoruz. Reçeller, börekler, zeytinler, gözleme, yeşillikler CANIM ANNEME ait. Peynir ve sucuk özel yaptırıyoruz. Yakında toprak fırın yapıp ekmeğimizi de yapacağız.

Biz burada harala gürele açık büfe kahvaltı verelim derdinde değiliz. İlk defa geçenlerde rekor kırdık ve 54 kişiye kahvaltı verdik. Sayı rezervasyonun üzerine çıkınca biraz zorlandık.

Şu an sadece ve sadece benim ilgilendiğim iş, bu gördüğünüz genel inşaat ve genel yapı dışında, AT' tır. Binicilikten tamamen ben sorumluyum. Zaten asıl bizim işimiz burada binicilik eğitimi vermek.

Pınar: İşte konumuz en iyi dostlarımıza, kahramanlarımıza yani  atlara geldi... Öncelikle şunu sormak istiyorum, binicilik eğitimi almak isteyenler buraya geldikleri zaman eğitim programında neler yapılıyor ve ne kadar ücret alınıyor?

Murat: Ödeme bir şekilde hallediliyor tabi ki bir karşılığı var. Ama karşılığı hiçbir zaman şu değil: "büyük bir ticari gelir". Böyle bir beklentimiz yok. Binicilik eğitimi ya da diğer hizmetler karşılığında talep ettiğim ücret ise tamamen bu çarkı, bu döngüyü devam ettirmek için...

Temel binicilik eğitiminde neler yapıldığına gelince; 10-15 dakikalık turlar için bir eğitim gerekmiyor. Çünkü seyis eşliğinde yapılıyor. Binici olmak için 10 temel eğitim dersimiz var. Birer saatten oluşan 10 dersi almak zorunda binicilik eğitimi alan kişiler. Temel binicilik eğitimi sonunda tabi ki yaş gurupları önemli ama Binici atıyla dörtnala koşar hale geliyor.

Ve daha sonra orman ve arazide serbest biniş yapabiliyorlar.

Burada olmamızın esas amaçlarından biri de, ata binerken orman turu yaptırabilmek ve orman yollarını kullanabilmek. Yoksa manej içinde burada ata binmek değil. İlk geldiğimiz zaman benim ilk işim ata binip mekanı, ormanı, yolları, şurayı burayı keşfetmek oldu. Buradan Bayramiç’ e, Çan'a, Biga'ya kadar gidebilirsiniz hem de hiçbir yola çıkmadan. Dolayısıyla güzel bir konumdayız. Eğitim verdimiz arkadaşlar ile ormana tura gidiyoruz.

Pınar: Ne kadar güzel!  O tur ne kadar sürüyor? Nereye kadar gidiyorsunuz?

Murat: Nereye isterseniz oraya. Size kalmış. İster saatlik yaparsınız. İster yarım günlük. İster tam günlük. Mesela yarım günlük turlar yapıyorum. Üç dört arkadaş buluşuyor ben de biniyorum. 5 - 6 at gidiyoruz. Amacım bunu ileride gecelik turlar olarak yapmak.

Mesela, Kapadokya’da atlı safari turları yapılır, gidersiniz oraya, tıkır tıkır atlar belirli bir yolda yürür, dolaşır gelirsiniz. Buna safari deniyor. E biz de bir nevi onu yapıyoruz ama biz yoldan çıkıyoruz ve istediğimiz yöne gidiyoruz. Yani birilerinin yoluna ihtiyacımız yok. Bu turlar genelde doğaçlama oluyor. Gerek koşuyoruz, gerek yürüyoruz, gerekse attan inip yürüyoruz...

Pınar: Yüzeysel bir şey olmuyor sizin turlar...

Murat: Kesinlikle... Kısacası atla yaşamayı öğreniyoruz. Öbür türlü tıkır tıkır tıkır tıkır hep aynı... :)

BİR DÜŞÜŞ İKİ DERSE BEDELDİR...

Pınar: Sohbete ara verdiğimizde Gece ve Ihlamur isimli dünyalar tatlısı iki ayrı atla küçük bir eğitim turuna çıkardınız beni, o sırada öğrendim ki bana eşlik eden Gece baya bir ünlüymüş ve bir çok dizide rol almış:)... Hayvan kast ajansınızdan bahsetmek istiyorum biraz...

MURAT: Evet iyi işler çıkarıyorlar... :)

Hayvan kast ajansını daha İstanbul'da iken kurmuştuk. Orada da hayvanlarımız çeşitli projelerde yer alıyordu. Mesela bahsettiğiniz gibi, "Öyle bir geçer zaman ki" dizisinde atlarımız ve Gümüş ismindeki köpeğimiz 4 bölüm oynadı. Beyaz eşya, çamaşır makinesi reklamında Beagle cinsi köpeğimiz oynadı ve çeşitli hayvanlarımız (şahin, doğan, karga, baykuş, keçi, martı, serçe, yılan gibi) bir çok klip, dizi ve filmde rol aldılar. İstanbul için hatırladıklarım bu kadar.

Çanakkale’de de 100. Yıl nedeniyle çekilen film ve dizilerde de atlarımız rol aldı. Mesela Seddülbahir 32 Saat’te Gece, Komutan atını ; Ihlamur da Ulak atını oynadı. Yine Çanakkale' de çekilen "Ağlatan Dans" dizisinde iki atımız rol aldı. Sahneler için de oyuncuların binicilik eğitimleri tarafımızdan verildi.

Pınar: Harika... Peki Hipoterapi konusuna gelmek istiyorum. Biliyorum ki bu hassas konuya maalesef yeteri kadar önem verilmiyor ülkemizde. Tıbbi tedavilere destek olarak at üstünde rehabilitasyon yönteminden çoğu bedensel ve zihinsel engelli çocuk ve yetişkinler, atla terapi uygulayan tesislerin yaygın olmaması ve maddi şartlardan dolayı yararlanamıyor, bu da beni çok üzüyor.

Bu konuda sizin çok güzel şeyler yaptığınızı biliyorum, anlatabilir misiniz?

Murat:  Evet maalesef bu beni de çok üzüyor.

Atın insan üzerindeki tedavi edici etkileri bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Tıp dünyasında Hipoterapi olarak bilinen atla terapi yöntemi çok eski yıllardan itibaren Avrupa'da uygulanmakta olup birçok engel türünde büyük oranda tıpa destek olarak fayda sağlamakta.

Birçok örneğimiz var burada. Bunlardan biri küçük bir çocuktu ve hiç konuşamıyordu. Buraya gele gide, ata dokunarak, binerek, onunla sessizce iletişim kurarak birdenbire konuşmaya başlamıştı. O anı, annesiyle babasının şaşkınlıklarını ve mutluluk çığlıklarını hayatım boyunca unutamam... Bunun dışında Çanakkale'de bulunan engelliler okulu ile özel organizasyonlar düzenliyor ve çocukları karşılıksız sevgileri ve iletişimleri olan hayvanlarla ve özellikle atlarla bir araya getiriyoruz. Diğer okullar da gruplar halinde sık sık ziyaretimize geliyor.

Binicilik,

karakteri, özgüveni, mücadele gücünü geliştiren bir spor dalıdır.

Atlar büyük ölçüde bakım ve ihtimama gereksinim duyarlar. Bir süre sonra biniciler atlarına yürekten bağlanırlar. Onlara karşı ilgileri artarken bakımını da yapmayı öğrenirler. Önce atın ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenirler.

Temelde amaç binicilik disiplinini öğretmek olsa da terapatik etki kendiliğinden gelmekte. Bir atın yürüyüşünün çok boyutlu salınma ritmi kişinin leğen kuşağı kemiklerine normal insan yürüyüşünün iki katı kadar etki etmekte. Binicinin at yardımıyla oluşan hareketi sinir sistemi ve beyin dahil olmak üzere tüm vücuda uyarılar gönderiyor. Bunlara eklem hareketinin algılanması denge hissi dokunma ve görme duyusu da dahil.

Ayrıca atın vücut ısısı insanlardan fazladır bu sayede kişi doğal olarak sıcaklık hisseder. Bu sıcaklık solunum sisteminin çalışmasını artırdığı gibi bağırsaklarda itme hareketini uyararak bu organlardaki sorunlara yardımcı olur. Omurga ve kalça eklem hareketliliğini artırır. Baş ve gövde kontrolünü artırarak postürü (vücut düzgünlüğünü) geliştirir. Kas kuvvetini geliştirir. Eklem hareketliliğini, el becerilerini, konuşma becerisini geliştirir. Metabolizmayı uyarır. Kas sertliklerini ve kısalıklarını azaltırken anormal refleksleri önler.

Ata binmenin insanlar üzerindeki pozitif duyusal etkileri inkar edilemez. Bu etkiler çocuklar üzerinde daha fazladır. Çocuk at üzerinde komut vermeye çalışırken konuşma gelişimi desteklenmiş olur. Bu nedenle konuşma problemi çocuklarda, çocuk ata komut vererek veya atla konuşarak konuşma olgusu oluşturulabilir ve iletişim kurmayı başarır.

Sonuç olarak hipoterapi, hem fiziksel, hem sosyal, hem de psikolojik gelişimi doğal ortamlarda, doğal bir şekilde ve keyifli bir şekilde oluşturan eşsiz bir programdır.

ATIN İKİ KULAĞI ARASINDAN ESEN RÜZGAR CENNETTEN GELEN RÜZGARDIR.

PINAR: Açıklanamayan boyutta bir enerji ve his söz konusu sanırım...

MURAT: Kesinlikle öyle. Dokunmadan olmaz bu iş. El titreşiminiz atı uyarıyor. Şu anlamda ben bunu kendi kafamda böyle yorumluyorum. Eee dizgini tutarız, bir dizgin tutuşumuz vardır. Onun belirli kuralları vardır. Dizgin gelip direkt gemle dudağına bağlıdır. Dolayısıyla o elinizdeki titreşim onun en hassas bölümüne etki eder. Ya da dokunduğunuz zaman o enerji aktarılıyor diye düşünüyorum. Yani at beyninizi okuyor değil. Ona dokunuyorsunuz ya, ya ürkekliği ya sevinci, duygunuzu aktarıyorsunuz. Orada at sizi anlıyor. Bu noktada işte engelliler örneği çıkıyor. Saf bir enerji o. Birazcık ürkeklik var. Birazcık korku var. Orada hiçbir zaman çözülemeyecek olan bir bağlantı kuruluyor. Atlar bunu yapıyor. Atlar bunu beceriyor. Nasıl beceriyor, bilmiyorum. Yani siz gidin. Sizi hisseder. Ürktüğünüzü hisseder. Sizin beyninizi okuyamaz. Anlatabildim mi? Yani öyle diye düşünüyorum ben. Belki böyle bir şey yazılmamış edilmemiştir. Ama ben böyle hissediyorum...

Pınar: Projelerinizden bahsedelim mi... Neler yapacaksınız?

Murat: Asıl bizim amaçlarımızdan biri de ne biliyor musunuz? Siz geleceksiniz sabah. Gideceksiniz ineği sağacaksınız. (Tabi yapabiliyorsanız ve yapmak istiyorsanız). O yumurtaları toplayacaksınız. Orada bir bahçe çevirdik. Domatesi, biberi toplayacaksınız. Bütün her şeyi kendiniz yapacaksınız. Sütü kaynak mı istiyorsunuz, direkt sağılmış mı istiyorsunuz... gelip kendi kahvaltınızı kendiniz oturup yapacaksınız. Ama bu sirkülasyonda bu şeyde imkansız oluyor. Benim daha İstanbul'daki düşüncem oydu. Ama bunun için insanları çok iyi yönetmek lazım. Şuradan gireceksin, ineğe şöyle yaklaşacaksın...vs gibi...

Çocuklarımız da çok seviyor biniciliği. İnşallah da devam ederler. Kızım 18'e girecek, oğlum 14 yaşında. Biz atla yaşamaya devam edeceğiz. At bizim olmazsa olmazlarımızdan. Mesela "Burası nedir?” diyorlar. Diyorum ki “Burası atlarla yaşadığımız bir yer, bir çiftlik”. Yeme içme sonra gelir bizde. Yani yeme içme var mı, restoran var mı, et var mı mangal var mı, alkol var mı?... Hiçbiri yok. Bakın hiçbiri yok diyorum. Hele hele “Mangal ve alkol kesin yasak" diyorum. Ama hiç kimse aç kalmaz burada...

Pınar: Biniciliğin dışında neler var burada?

Murat: At biniciliğinin yanında ne yapıyoruz.. Koyunlarımız var, kuzularımız var. İneklerimiz, mandalarımız var. Tavuklarımız, köpeklerimiz, kazlarımız, ördeklerimiz, kuşlarımız, egzotik hayvanlarımız, tavşanlarımız var. Yakında devekşu, geyik, lama, maymun gelecek. Yani ilerde yavaş yavaş aslana kadar gideceğiz sanırım..

Pınar: Bir Afrika esintisi gelecek yani… :)

Murat: :) n’olur bilemeyiz... Bir de şimdi şu da tartışılıyor ; "hayvan kapalı alanda kalmalı mı " diye. Bunu mümkün olduğu kadar doğal ortamda yapıyoruz burada. Mesela ormanda mandalarımıza koskoca bir gölet yaptık. Orada yaşıyorlar. Yani mandalar kapalı alanda değil. Tavuklar kapalı değil. Serbest. Alabildiğine dolaşıyorlar her yerde. Yani burada ilk önce hayvan kuralları geçerli. İlk önce hayvan. Biz onlara uyum sağlamak zorundayız. Ha ben has bel kader bu orkestranın şefi olmuşum. Tabi ki Allah bize beyin vermiş, akıl vermiş, düşünme yetisi vermiş birileri düşünecek ve o taşları doğru bir şekilde eksiklere koyacak. Ama dediğim gibi: ilk önce hayvan kuralları, onların mutluluğu, onların yaşamı.

Mesela şimdi, 15 -16 tane köpek var, hepsini bağlamaya mecburum. Normalde hepsi özgür. Şimdi niye bağlamaya mecburum? Gelen ay – oy… falan filan korkuyor:) . Şimdi bir şey de diyemiyorum ürküyorlar, görmemişler. Halbuki hiçbir şey yapmaz. Bak nerede benim mesela ‘Köpük’ Akbaş... Hiçbir şey yapmaz. Gidiyor af edersin b*ka yatıyor, leş gibi kokuyor. Gidiyor suya giriyor falan filan. Ama gelenlere bir şey de diyemiyorum. İşte bir şeyler yapmaya, arasını bulmaya çalışıyoruz. Yoksa şu an siz görmüyorsunuz, atlar salık olduğu zaman burada 15 -16 tane at dolaşır, koyunlar burada dolaşır. Ama insanlar geldiği zaman bir şeyleri bağlamak zorundasınız.

Pınar: haha bununla ilgili harika örnekler vermiştiniz...

Murat: Çok enteresan şeyler var tabi. Mesela, geliyor ineği görüyor çocuk;

Çocuk: “Anne bu ne?” Bak şimdi, inek olduğunu biliyor ama soruyor,

Anne: “İnek yavrum”.

Çocuk: ‘Ee bu ne yapıyor?’

Anne: E kızım, oğlum ‘Süt’ yapıyor.

Çocuk: ‘Nasıl yani? E sütü biz marketten alıyoruz.

Anne: “Ama süt bundan çıkıyor”.

Ya bu konuşmalara biz şahit oluyoruz. Yani inekten süt içtiğimizi bile bilmiyorlar. Marketten alınan bir şey. Allahtan Çanakkale daha köylükten topraktan kurtulamamış. Keşke daha da kurtulmasa ama çok enteresan böyle bıçak sırtında. İnsanlar bir hengamedir bir çarkın içine bir giriyorlar. Ya biraz da o çarkın dışına birileri bir tekme vursun da dışarı çıkın, şöyle bir bu tarafa doğru bir açılın bakalım neler var, gelin şuraya bir çıkın. Çanakkale’ye bir tepeden bakın. “Biz burada mı yaşıyoruz?” deyin.

Pınar: Yazımın başlığı olan bir lafınız var çok sevdiğim. Bir bıçak bir at ile igili... Açar mısınız bunu?

Murat: Biz bıçaksız çakısız gezmeyiz. Profesyonel binicilerime de söylerim onu. Bu bizim tedbirimizdir. Bunun tek hamlede açılanları da var hatta. Allah korusun düşersem diye. Ben şunu iddia ediyorum. Tabi uç bir iddia: İnsanın bir atı yanında da bir çakısı veya bir bıçağı olursa, insan hayatını sonuna kadar yaşamını devam ettirir. Bir yere gider istediği yerde karnını doyurur, hiçbir zaman aç kalmaz, karnını doyurur. O uç bir nokta. İnsanlar için ihtiyaç denen şey: belirli bir yerden başka bir yere ulaşım ve bir tane bıçak. Bu kadar basit aslında.

Tabi düşünceler çok güzel oluyor, hayaller güzel oluyor da… uygulama biraz sıkıntı yaratıyor. Onun için ben dur bakalım diyorum.

 

Pınar: Onu anlayacak zihniyetin oluşması lazım.

Murat: Aynen öyle. Zihniyet oluşması lazım. Ama yapmıyor muyuz yapıyoruz. Mesela çoğu arkadaşım vardır. Gidiyorlar bana bile sormuyorlar. Gidiyorlar "abi kümesten yumurta aldık"diyorlar.

Ben mesela küçük at binen çocuklara. “Tamam diyorum şimdi bindik mi? Bindik. Hadi gidin bakalım kümese yarın sabahlık yumurtanız çıkacak mı?” Alıyorlar ikişer tane ceplerine gidiyorlar.

Reklamcılıkla ilgili öyle bir beynim dolmuş ki. Reklam kelimesini bile kaldıramıyorum. Çok ciddi hizmet verdim. Bir de ben yaptığım şeyi sonuna kadar, dibine kadar yapmaya çalışıyorum. O da tabi insanı yoruyor. Laylaylom yok benim hayatımda. Mış gibi yapamıyorum. Ya olacak ya hiç bulaşmayacaksın.

Ya şimdi bana geliyorlar işte mükemmel bir restoran buraya et, met koysana bilmem ne. Haa ticaret olarak düşünürsen ayır bu bilinci bir kenara. Ticaret olarak evet ver birine işletmeyi. Ama diğer taraftan envaı çeşit binlerce sorunu al bir kere. Tabi tutmaz mı ama yapamadıktan sonra gerek yok...

Şu an elimizden gelen ne? İşte binicilik yapmaya çalışıyoruz. Doğal bir ortam sağlamaya çalışıyoruz. Hayvanlara iyi bakmaya çalışıyoruz. Bundan da mutlu olacak kişileri bekliyoruz. Başka yaptığımız bir şey yok. Artı niye ben kendi kendimi sıkıntıya sokayım. Haa en büyük hayalim ne, en büyük derdimin şu olması: Bugün tavuklar kaç yumurta yapmış...

Pınar: Böyle dert dostlar başına diyorum:)

Murat: En büyük derdimin bu olması lazım. Anlatabildim mi?

Hele İstanbul’da. Sevgili eşim Gaye ile bir İstanbul’a gidelim dedik, 3-4 gün kalalım. Orda tabi hala yerimiz var, evimiz. Sonradan dönüşte fark ettim ki ben, gidiyorsun, çarkın içine bir giriyorsun. Gayet mutlu mesut 3-4 gün biz laylaylom ohhh… ışıl ışıl falan. Sonra dönüş yapıyoruz ve düşünüyoruz. Çıktığın zaman fark ediyorsun o çarkın içinden. İçindeyken hayatta fark etmiyorsun. Onun için diyorum: insanlar zorla da olsa bi çıksınlar ya yoldan. Hani bir laf vardır klasik. Yoldan sapmak. Yoldan sap bakalım. Hep yolu takip etme. Sap şuradan bir. Bir bak bakalım. Bir dur bakalım.

İnsanların bence buna ihtiyacı var sevgili Pınar. Psikolojik olarak da çocuklarımızın geleceği açısından da… Kesinlikle ve kesinlikle - dolara molara ihtiyaç yok - kesinlikle ve kesinlikle toprağa ihtiyaç var. Gel bu toprağa sen. İlla ki üretme. Bas bu toprağa. Bu toprağın üstüne beton dökme. Anlatabildim mi? Toprak bizim geleceğimiz. Yoksa NASA nın yaptırdığı uzay filmlerine döneriz. Uzay çağı filmlerine döneriz ilerde. Ya bunlar derin meseleler....

Pınar: Bütün bu hikayeler, bilgiler ve içtenliğiniz için sizlere, eğitimde bana eşlik ettikleri için de oğlunuz Mert ve kızınız Hare’ye çok teşekkür ediyorum. Sizin zihniyetinizdeki aileler klonlanmalı diye düşünüyorum:)

Doğa ile gerçek yaşam ile büyüyen, hayvanlarla birebir iletişim kurabilen nesiller olsun dileğim, betonlaşmış şehirlerde ellerinde sözde akıllı telefon ve bilgisayarlarla robot gibi yetişen nesiller değil...

Özellikle henüz İstanbul' da iken mutfağınızın penceresinden atlarınızı besleme hikayenizi hayatım boyunca unutmayacağım:) . Sizleri tanıdığıma çok mutlu oldum.

Son olarak sizin eklemek istedikleriniz var mı? Size nasıl ulaşabilirler...

Murat: Facebook'ta Safkan At Çiftliği olarak varız oradan arkadaş olabilir dileyen okuyucularınız. 0 532 432 15 14 numaralı telefondan her zaman bize ulaşabilirler.

Toprağı avuçlamaktan vazgeçmeyin!..

Bir güzel röportajın daha sonuna geldik. Umarım benim kadar keyif almışsındır. Bu röportajdan herkes hayata dair, ilişkilere dair ve aile olmaya dair güzel mesajlar çıkmıştır diye düşünüyorum.

Geleceğin sahibi çocuklarımızın fiziksel ve zihinsel gelişiminde spor oldukça önemli. İyi bir eğitim uğruna çocuklar zihinsel ve fiziksel olarak yorgun düşerken takviyeli besinlerden dolayı da erken ergenlik ve obezite (aşırı şişmanlık) gibi sorunlarla karşılaşmaktalar. Buna engel olmak elimizde.

"Çocuğa küçük şeylerden zevk almasını öğreten, ona büyük bir servet bırakmış olur."

Sevgiyle, sporla, doğayla,

Pınar TOK


E-posta   Facebook   Twitter     Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR     Onay bekleyen yorum yok.
 

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
 
   
 
Bu haber henüz yorumlanmamış...

 
FACEBOOK YORUM Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Nuray PEKCAN
İnsan Olmak ve Hayvana Saygı
kamyonum, abonelik, mytruck
kamyonum, lojistrans
kamyonum, fuar, citytech
  ÇOK OKUNANLAR
  FACEBOOK'TA KAMYONUM
  YAZARLAR
Pınar TOK
BİR AT BİR BIÇAK, İŞTE SANA GERÇEK HAYAT
Serdar Aslan
Otomotiv ve Yönetim Üzerine 2 Kelam
Nizamettin KARADAĞ
TÜRKİYE TAŞIMACILIĞI NEREYE KOŞUYOR?
Ragıp Oduncu
Savaş Bölgesinde Taşıtım Kaldı!
Onur DAL
Gümrük İşlemlerinde Kolaylık, Nasıl?
Çağatay AY
ADR
Taner Ankara
Yine Bir Yılın Sonu
İhsan MEMİŞ
KAYSERİ FACİASI, 24 SAAT SİYASET, KİM SORUMLU?
Şerafettin Aras
Yetki Belgesiz Taşımacılık
Dr. Jur. Tunay Köksal
Yeşil Lojistik ve PAS 2050
K.Serdar TÜRKAY
İSTİKRAR VE LOJİSTİK
  ANKET
     
 
Aracınız Hangi Marka?

MAN
RENAULT
ISUZU
MERCEDES-BENZ
IVECO
SCANIA
VOLVO
FORD
DAF
BMC
OTOKAR

Sonuçlar
 
     
 
  •Künye
  •İletişim
  •Reklam
  •Sitene Ekle
 
 
Dünyada Taşımacılık
Dikkat!
Test Sürüşü
Bunları biliyor musunuz?
Dosya
Yakın Plan
Teslimat
Son Yasal Düzenlemeler
Şoförsem Günahım Ne
 
 
Ağır Vasıtalarda Yeni Modeller
Hafif Ticarilerde Yeni Modeller
Özel Tasarım Araçlar
Modifiye Kamyonlar
Treyler Galeri
Üstyapı Galeri
Otobüslerde Yeni Modeller
Kamyon Magazin
Güzeller
 
 
Yeni Araç Tanıtımları
Test Sürüşleri - Kamyon
Test Sürüşleri - Hafif Ticari
Kamyon Yarışları
Monster Truck Yarışları
Kamyon Simülatörleri
Otobüs Simülatörleri
Yeni Teknolojiler
Kamyon Magazin
 
 
lkw
fahrer
Kamyon
kamyonum
türkiye
kamyoncu
sondakika
bus
treyler